Çarlık Rusyası’nın Türkistan coğrafyasını istilası sırasında gerçekleştirdiği en büyük sivil kıyımlardan biri olan Göktepe Katliamı’nın üzerinden 145 yıl geçti.
12 Ocak 1881’de binlerce Türkmen’in şehit edildiği facia, bugün de Türk dünyasında hüzünle yâd ediliyor.
Kuşatmadan Kıyıma: Göktepe Kalesi’nin Düşüşü
Ocak 1881'de, General Mihail Skobelev komutasındaki modern silahlarla donatılmış Rus ordusu, stratejik öneme sahip Göktepe Kalesi’ni ele geçirmek için büyük bir kuşatma başlattı. Teke Türkmenleri, kısıtlı imkânlarına rağmen kaleyi büyük bir inançla savundu.
Haftalar süren direnişin ardından Rus birlikleri, kalenin altına kazdıkları tünellere tonlarca barut yerleştirerek savunma hattını yardı. 12 Ocak 1881 sabahı gerçekleşen devasa patlama, Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesine vurulan en ağır darbelerden biri oldu.
"Düşmana Darbe Sert Olmalıdır": Skobelev’in Acımasız Emri
Kalenin düşmesinin ardından General Skobelev’in emriyle Rus askerleri, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı gözetmeksizin büyük bir katliama girişti.
Tarihçiler; kuşatma, patlama ve sonrasındaki süreçte katledilen Türkmen sayısının 15 bin ile 30 bin arasında olduğunu kaydediyor.
General Skobelev’in o dönem sarf ettiği şu sözler, saldırının sadece askeri bir harekat değil, bilinçli bir yıldırma politikası olduğunu kanıtlar niteliktedir:
"Barış ne kadar sürecekse, düşmana vurulan darbe de o kadar sert olmalıdır."
Tarihsel Kırılma Noktası
Göktepe Katliamı, Türkmen halkının siyasi, demografik ve kültürel yapısını derinden etkileyen bir dönüm noktası oldu. Bu olayla birlikte Türkmen toprakları fiilen Çarlık Rusyası’nın hâkimiyetine girdi ve bölgedeki direniş büyük ölçüde bastırıldı.
Bugün, bu trajedi sadece bir askeri mağlubiyet olarak değil; emperyalist yayılmacılığın sivil halka yönelik gerçekleştirdiği sistemli bir kıyım olarak hafızalardaki yerini koruyor.