ERASMUS+

‘’ Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.’’  Andre Gide

ERASMUS: (E)u(R)opean Community (A)ction (S)cheme for (M)obility of (U)niversity (S)tudents.

Anlamı; ‘’Üniversite Öğrencilerinin Hareketliliği İçin Avrupa Topluluğu Eylem Planı’’ olan program, kısa adını Rönesans dönemi filozoflarından olan Desiderius Erasmus’tan esinlenilerek almıştır.

Zamanla eğitimin farklı alanlarının yanı sıra çalışma hayatı ile ilgili programlar eklense de ERASMUS+ ile ilgili olarak benim deneyimim, Türkiye’deki yüksek öğretim öğrencilerinin, öğrenimlerine bir süre boyunca AB üye ve üyeliğe aday ülkelerde bulunan üniversitelerde devam etmeleri yönü ile sınırlı. Konuyla ilgili teknik bilgilere, ilgilileri, üniversitelerinin Erasmus+ koordinatörlüklerinden ulaşabilirler. Bu yüzden burada programla ilgili teknik bilgilerden ziyade bu sürecin farkındalıklarımıza olan etkisinden bahsetmek istiyorum.

Erasmus+ öğrenci değişim programı kapsamında AB sınırlarına girdiğinizde, öncelikle Türkiye’den Avrupa’ya uzun dönemli üniversite okumak için gitmiş olan öğrencilerle karşılaşırsınız sonra bu öğrencilerin okul sonrası Türkiye’ye dönme konusundaki kararsızlıklarını fark edersiniz; tabii orada kalma konusundaki heveslerini de.

Viyana’da karşılaştığım bir Suriyeli, ‘Türkiye’de rahattık, burada her yerde çalışma izni soruyorlar, para biriktirip Türkiye’de dükkân açacağım’ dediğinde, oradan dönmeye hevesli olanların aslında bir dönem Türkiye’de yaşamış ve bir yolunu bulup Avrupa’ya geçmiş Suriyeli göçmenler içinden çıkabileceğini görürsünüz.

Öğrenim gördüğüm üniversite Bratislava’da idi. Dünyanın en yeşil üçüncü başkenti olmakla övündüklerini gördüm. Oysa bilseler, doğasına hayran kalacakları Antalya’mızda rant uğruna tarım arazilerinin nasıl kısa sürede betonlaştırıldığını, sadece yeşilin değil, tarımsal gıda üretiminin dahi yok edilmesinden hicap duyulmadığını anlarsınız. Avrupa’da taharet musluğu olmadığından dem vuranların milyonluk lüks binaları alt yapısız tarım arazileri üzerinde yanında foseptik çukuruyla yaptırmaktan, yapmaktan, satmaktan ve almaktan gocunmadığını fark edersiniz.

Geri dönüşüm konusundaki hassasiyet ve katı kurallara uymak zorunda kalırsınız. İnsanların çöp üretmesinin önüne geçmek için alınan önlemleri görünce Türkiye’den gitmiş biri olarak herkesten çok sevinirsiniz. Çünkü Avrupa’nın çöpünün Türkiye’ye gönderildiğini bilirsiniz.

Süpermarketlerde kasa ve reyonlarda çalışanların yaş ortalamasının yüksek olduğunu görünce, nerede bu ülkenin gençleri dersiniz. Sonra aklınıza gelir ki okuyorlardır ya da okudukları okulların kazandırdığı mesleklerde çalışıyorlardır diye akıl yürütürsünüz. Nihayetinde öğrencisiniz, analitik düşünme kabiliyetiniz antrenmanlıdır.

Öğrenci belgenizi, 25 yaş ve altı öğrencilere tanınan indirimler için kullanırsınız. Üniversiteye girerken herhangi bir turnike ya da kontrole maruz kalmazsınız. Aynı şekilde alışveriş merkezleri, otogarlar, tren garları ve havaalanı girişlerinde de uçağa binmediğiniz sürece herhangi bir güvenlik kapısından geçmezsiniz. Neden mi? Sormadım!

Kablolu internet bağlantı hızının 600 mbps civarlarında dolaştığını görünce, biz sıfırı sadece paradan atmamışız sanırım düşüncesi anlık da olsa aklınızdan geçer.

Bisiklet yollarından boş olsa bile yürümek istemezsiniz. Bir bisikletliye denk gelseniz ve yaya olarak kazaya sebebiyet verseniz azımsanmayacak cezalara maruz kalırsınız. Yasalar, başkalarının hakkına tecavüz edenlerin karşısında duruyor anlayacağınız.

Avrupa güzellemesi gibi görünse de aslında, geri dönüşüme yapılan yatırım, doğanın tahribatının rant uğruna engellenmesi, adalet kavramının tanımının kişiden kişiye değişmemesi, halkın teknolojik gelişmelerden azami ölçüde faydalanması için gerekli altyapıyı oluşturmak, tarım arazilerine sahip çıkmak, toplumun kendini güvende hissetmesi, eğitim kurumlarının tabelalarına uygun amaçlarla kurulmuş olması ve daha fazlası aslında Avrupa’ya değil gelişmişliğe özgü göstergeler. Bunu bugün AB sınırları içerisinde görüyorsak, en büyük nedeni, yönetim, denetim kurumlarının etkin çalışması ve imtiyaz arayışında olanların, ayrıcalıklarının kaynağını toplumun hassasiyetlerinde aramaması adına azami önlemleri almalarıdır. Hangi ülke bu hassasiyetleri gösterse zaten gelişmişlik düzeyini arttıracaktır.

Erasmus+ değişim programının faydalarından biri de budur. Avrupa’da çalışma hayatına dahil olarak yaşayan Türkler arasında genellikle izinlerini de memleketlerinde geçirdikleri için bulunduğu şehrin dışına çıkma fırsatı yakalayamamış olanlara rastlarsınız da öğrenci değişim programı ile altı aylığına Avrupa’da öğrenim gören bir öğrencinin, 27 AB üye ülkesinden en azından 10 tanesini görmemiş olanına zor rastlarsınız. AB’ye öğrenci olarak gitmenin bu avantajı vardır. Çünkü görmek bilmenizi sağlar, bilmek, ufkunuzu açar, bilgi geleceğinizi sağlıklı planlamanızı sağlar, ülkenizin değerini anlarsınız, topraklarınızın kutsallığını ve bu kutsallığın hakkettiği değerin farkına daha iyi varırsınız. Bilgiye ulaşmanın yolları günümüz imkân ve teknolojisinde neredeyse sınırsızdır, Erasmus+ bunlar arasında sadece bir tanesidir. Yeter ki bilgiye ulaşmak isteyin; ulaşırsınız. Bildiğiniz zaman kıskanılırsınız, bilmediğinizde değil.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ercan C. Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kangal Gündem Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kangal Gündem hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Kangal Gündem editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Kangal Gündem değil haberi geçen ajanstır.



Anket KANGAL BELEDİYE BAŞKANI KİM OLMALI?