Yüzleşebilmek...
Tarih: 6.4.2016 20:24:22 / 6615okunma / 0yorum
Ahmet ASIM

Dünya kendi ekseninde tüm hızı ile dönerken;o dönen dünya, aynı zamanda; içerisinde yaşayan insanlarında mahdut olan sınırlı ömür dakikalarını azaltıp yine aynı oranda tüketmektedir.

            O yüzden kendini bilen insanlar her geçen gün le;"Eyvah! Aldandık. şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi ettik. Risale-i Nur´dan" diye hayıflansa da giden ömür gidiyor,tükenen ömür tükenmeye devam ediyor.

            Hal bu minval üzerine devam ederken yalnız bir gerçek var ki;azalan ve tükenen sadece insanın  dünya hayatı ile sınırlı kalıyor. Oysa ne yaşanan ne yaşatılan hiç bir hal yok olmuyor kayıp olmuyor yokluğa mahkum edilmiyor.

            “İnsan yalnız ‘iman ettik´ demekle, hiç imtihân edilmeden bırakacaklarını mı sandılar? Ant olsun ki biz, onlardan öncekileri imtihan ettik. Elbette Allah (imtihan ederek), doğru söyleyenleri de bilir, yalancıları da bilir.” (Ankebut, 29/2-3) mealindeki ayetlerde de bu gerçeğe vurgu yapılmıştır.

            Hal bu olunca elbette anlaşılıyor ki yaşanan; bitti, gitti dediğimiz her şey yine gerçek de tamamen bizleri terk etmiyor.Dünyada iken yaşanlar bizlerle beraber bizim gittiğimiz gideceğimiz ahiret alemine gidiyor.

            "Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? Otuz İkinci Sözün âhirinde denildiği gibi, dünyanın bin sene mes´udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. Risale-i Nur´dan"

            Böyle bir hakikatle  yüz yüze olmamıza rağmen,günümüzde öncelikle yapılması gerektiği halde  yapılamayan bir mesele vardır ki bizler hep ondan uzak durmaya çalışırız. Nedense onu hep es geçeriz.İşte bu uzak durmaya çalıştığımız ve es geçtiğimiz meselenin adı yüzleşmektir.Daha doğrusu yüzleşememektir.

            Bir su gibi akın giden ömür, dönülmeyen zamanlar; yokluğa gitmediğine göre;kendimizi bilmek tartmak ve tanımak için yüzleşmeye bir hayli ihtiyacımız var.

            İnsan gerek kendisi ile gerek çevresinde bulunan insanlarla ne kadar çok yüzleşebilirse,o oranda gerçeğe ulaşabilir.Güzel bir söz dür;Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim sözü."Sadece arkadaşlarımızla mı imtihandayız?" değil tabi.Yaşadığımız çevre, taşıdığımız unvanlar, sonunda hep geçici olan makamlar...Var zannedilen güçler kuvvetler...Tabii daha neler neler.

            Hak, hukuk ve adaletle olan imtihanlarımız...Her devrin fırıldaklarının tesirlerinde kalan, çoğu zaman kalmaya mahkum edilmiş figürler!...Gücü ve kuvveti elinde bulunduranların "kullanılmakta olan" acınası halleri!...

            Oysa ne birbirinin tekrarı olan başlangıçların;nede bir birinin  tekrarı olan sonuçların bir faydası olmuyor;yanlış yapıp, yanlış yol da; mesafeler kat edildiği sürece.Kaybedilen yıllar,o yıllara eklenen kahırlar ve eyvahlar dön derilemiyor gittikleri yerlerden.

            Oysa tüm yanlışları ve yanlış algıları düzeltecek,akı karara dan, karayı ak dan;iyiyi kötüden, kötüyü iyiden ayıracak bir yol ve yöntem var herkesin önünde.O yolun ve yöntemin adı ise," yüzleşmektir."

            Böyle bir imkan hazırda varken ve değişmez hakikatler insanları beklerken; niyeti halis olanlar yüzleşmekten korkmazlar ve korkmamalıdırlar elbette.

            Ölüm öldürülemezken, kabir kapısı kapatılamazken...Ahirette olacak mutlak yüzleşmenin hesabının telafisi yokken...Niçin çekiniriz ki yüzleşmekten?

            Dünya hayatında;biz den bir şey istemeyen,bir şey talep etmeyen,bir şey beklemeyen hangi yüzleşmenin bize zararı olabilir ki?...

            Evet yarınlar çok geç olabilir.Yüzleşmek hem de hemen. iyisi ve kötüsü ile yanlış ve doğrusu ile, kendimizle yüzleşmek...Ayrıca ihtiyaç hasıl olan durumlarda gerektiğinde herkesle yüzleşmek ve yüzleşe bilmek.Sonraya bırakmadan yüzleşmek...Hem de dobra dobur yani mertçe. Tabi doğrular ve hakikatler bizim için bir anlam ifade ediyorsa!...

            iyi ve güzel günler dileği ile...

Anahtar Kelimeler: Yüzleşebilmek
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
Hayallerin gerçek olmadı çocuk (01 Mart 2016 - Salı)
Yaşananlara dair…(10) (29 Ocak 2016 - Cuma)
Yaşananlara dair…(9) (20 Ocak 2016 - Çarşamba)
Yaşananlara dair…(8) (15 Ocak 2016 - Cuma)
Yaşananlara dair…(7) (10 Ocak 2016 - Pazar)
Yaşananlara dair…(6) (05 Ocak 2016 - Salı)
Yaşananlara dair…(5) (31 Aralık 2015 - Perşembe)
Yaşananlara dair…(4) (26 Aralık 2015 - Cumartesi)
Yaşananlara dair…(3) (21 Aralık 2015 - Pazartesi)
Yaşananlara dair…(2) (15 Aralık 2015 - Salı)
Yaşananlara dair…(1) (06 Aralık 2015 - Pazar)
Hayatın içinden(4) (29 Ekim 2015 - Perşembe)
Hayatın içinden(3) (28 Ekim 2015 - Çarşamba)
Hayatın içinden(2) (27 Ekim 2015 - Salı)
Hayatın içinden(1) (26 Ekim 2015 - Pazartesi)
Yiğit´ mi Dediniz ?!!! (27 Temmuz 2015 - Pazartesi)
Yara yar olmayan ağyara yar olur mu? (27 Temmuz 2015 - Pazartesi)
Türkiye genel seçim sonuçları (2) (22 Haziran 2015 - Pazartesi)
Türkiye genel seçim sonuçları (1) (16 Haziran 2015 - Salı)
Sayfa:
Kangallı Şairlerin Dilinden
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
5.3504
EURO
6.0839
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Ya Ali, benden sonra yola gidenler, senin gösterdiğin yoldan giderlerse selamete ererler.

Hz. Muhammed
Dolma iç için kullanacağınız pirincinizi mutlaka ılık suda bekletip yumuşatın ve nişastasından arındırmak için birkaç defa sudan geçirin. Böylece içinin sert kalmasını önlersiniz. Dolmamızın daha lezzetli olması için sızma zeytinyağı kullanın.

Dolma - Sarma Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları