Ümmet bayrama hasret!
Tarih: 13.8.2019 13:35:27 / 577okunma / 0yorum
Sabri GÜLTEKİN

Hazreti İbrahim´i ateşten daha büyük bir imtihan bekliyordu. O şimdi yıllardır evlat hasreti ile yanıp tutuşan yüreğini tam teskin etmişti ki, Allah´ın emrini yerine getirme adına Mina´da keskin bıçağı, oğlu İsmail´in naif boğazına dayayacaktı. Yaşlı baba elinde bıçak, önünde ana Hâcer´den süt yerine teslimiyet emmiş bir oğul olan Hz. İsmail´in boğazını kesmeye çalışıyor; ama bıçak bir türlü kesmiyordu. Gözleri bağlı olan İsmail, babasının şefkatten dolayı kesmediğini zannederek, “Kes Baba! Sen Allah´ın emrine karşı mı geleceksin?” diyordu.

İbrahim, o rahmetin babası, yüreğine taş bağlayarak büyük bir teslimiyet ile kesmeye çalışıyordu, ama bıçak aldığı bir emir gereği kesmez olmuştu. Nuh´un gemisini sahili selamete ulaştıran, Musa´nın asası ile Kızıldeniz´i ikiye ayıran, balığın karnını Yunus´a güvenli bir mekan kılan, ateşi İbrahim´e serin ve selamet yapan güç, şimdi de keskin bıçağa “kesmeyeceksin”, diyordu. Bıçak da kesmiyordu. Ve baba-oğul teslimiyetlerinin karşılığını kazanıyorlardı.

Kurban; ateşten daha büyük imtihan.

İki kurbanlık babanın oğlu; Hz. Muhammed

Aradan yüzyıllar geçiyor, İbrahim´in rolünü dede Abdulmuttalib, oğul İsmail´in rolünü ise baba Abdullah oynamak üzere sahneye çıkıyordu. Dede Abdulmuttalib Cürhümilerden beri kayıp olan “zemzem”i ilahi bir işaret ile aramaya koyuluyor, zemzemden önce büyük bir hazine buluyordu. Mekkeliler bu hazinede hak iddia ediyor, dede Abdulmuttalib bu hazinenin Kabe´nin hakkı olduğunu söyleyince aralarında büyük bir tartışma yaşanıyordu. Mekkelilerden bazıları, “Ey Abdulmuttalib! Sen şimdi bize bir tek oğlun olan Haris´le mi karşı geleceksin?..” diyorlardı. Bu söz Abdulmuttalib´e öyle bir dokunuyordu ki, orada ellerini semaya kaldırıp, “Allah´ım, görüyorsun bu kara yüzlü adamları. Ne olur bana 10 erkek evlat versen de, Senin evini bunlara karşı savunsam. Eğer bana 10 erkek evlat verirsen, birini Senin yolunda kurban edeceğim” diye yakarıyordu.

Allah bu kulunun duasına icabet ediyor; Abdulmuttalib hem zemzemi bulduruyor, hem de 10 erkek evladın sahibi oluyordu. Artık verilen sözün yerine getirilme vakti gelmiştir.

Oğullar arasında kur´a çekiliyor, kurban olmak en küçük oğul Abdullah´a isabet ediyordu. Baba-oğul yüzyıllar öncesinde ataları Hz. İbrahim ile Hz. İsmail´in rolünü onuyordu. Fakat yine ötelerden gelen bir Rahmet, İsmail´i kurtardığı gibi, Abdullah´ı da kurtarıyordu.

İsmail yaşamalıydı, O´nun soyundan Abdullah gelecekti. Abdullah da yaşamalıydı, çünkü O´nun soyundan da Âlemlerin Sultanı Efendimiz gelecekti.

İki kurbanlık babanın oğlu, Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed.

Kurbanlık babaların çocuğu olan Peygamber Efendimiz, âdeta bize bu kıssalarla kurbanın arkasında duran asıl ruhu hayatı ile öğretircesine; “Kurban teslimiyettir” diye haykırmaktadır. İbrahim´in kurbanı İsmail, Abdulmuttalib´in kurbanı Abdullah´tı.

Kesilen her koyun, koç, sığır ve deve birer semboldür. Asıl kurban edilmesi gereken yüreklerdeki İsmaillerdir.

Ölüm ve elem sahnelerinin ardı kesilmiyor…

Hayat, imtihandan ibarettir. Bu çileli imtihan yolculuğunda attığınız her adımla gözünüze hayata dair enteresan sahneler takılır. İsteseniz de istemeseniz de gözünüzü ve gönlünüzü kaçıramazsınız bu sahnelerden. Boşalan saat zembereği gibi kah bir gayya kuyusuna, kah bir ulvî çağlayandan yukarılara doğru savrulursunuz.

Bazen açlıktan ölmek üzere olan bir Arakanlı çocuğun ümitsiz bakışlarını...

Bazen Filistinli bir çocuğun İsrailli askerlerin ölümcül kurşunlarıyla hayat hakkının gasbedilişini...

Bazen evlatlarını kaybeden acılı bir annenin feryadını...

Bazen Somali´de kıtlık sonucu ölen çocuğunu toprağa kendi elleriyle gömen bir annenin çaresizliğini...

Bazen kendi yurdunu işgal eden zalimlerin zulmüyle hicrete zorlanan bir annenin, kucağındaki yavrusunu teselliye çabalayışını...

Bazen zalim Esed´in fedaileri tarafından atılan bombaların dehşetinden kaçanların, üzerlerindeki yanan giysileri feryatlarla sağa sola fırlatış sahnelerine takılır kalırsınız. Ve bitip tükenmek bilmeyen bu bazenlerin devamlarındaki sahneleri hatırladıkça, yüreğiniz derinden yaralanır; hem de dinleri, dilleri, renkleri ve coğrafyalarının ne olduğuna hiç aldırış etmeden.

Dostun dostu ve vefanın en güzel örneği olabilmek…

Siz de onlardan biri oluverir, onlar gibi feryada başlarsınız, yüreğinizin bir köşesinde. O anda yüreğiniz; mekanlar üstü bir mekana dönüşüverir. En bunaldığınız anda Asr-ı Saadet´ten yapraklar açılır önünüze; hoyratlıklar, vahşilikler, hayasızlıklar, gaddarlıklar yelkenlerini birden bire indiriverir.

Çevrenizde olup bitene duyarsız kalamaz, Rahmet Peygamberi´nin insanlığa sunduğu manifestoya kapılarınızı sonuna kadar aralarsınız...

Mekke´de diri diri gömülen kız çocuklarının çaresizliklerini görür, çocuğunuzun başını okşarsınız...

Dostun dostu ve vefanın en güzel örneği Hz. Sıddık-ı Ebû Bekir´i hatırlar; basarsınız bağrınıza en yakınınızdakileri, onlar vuslata ermeden ve hiç bir şey geç değilken...

Hayatın dengesi olan Hz. Ömer´in adaletini anlamaya çalışır; caniliğe, cehalete, hırsızlığa, arsızlığa, namussuzluğa isyan edersiniz...

Peygamber ve meleklerin utandığı mahcubiyet makamı Hz. Osman´ı hisseder; gözleriniz kan çanağına dönünceye kadar ağlar, Yaradanınıza iltica edersiniz...

Günahın firar ve hicret ettirdiği Hz. Zeyd´i anlar; bitmişliğin ve umursamazlığın ayyuka çıktığı dünyada günahlardan firar etmenin yolunu keşfedersiniz.

Kimimiz anne Hâcer, kimimiz oğul Hz. İsmail…

Ve perdeler açılır, hiç beklemediğiniz bir anda. Maddeden manaya hicretin merkezinde “Evrensel Kongre”nin banisi oluverirsiniz birdenbire. Kapılırsınız bir anafora “Lebbeyk Allahûmme Lebbeyk…” telbiyesi eşliğinde, çıkmak ne mümkün. Bağlanırsınız tâ derinden, hatta en derinden; dudaklarınızda O´na yakınlığın yankısı, gözlerinizde O´na hasretin parıltısı...

Safa ile Merve arasında sa´y ederken, kiminiz anne Hâcer, kiminiz oğul Hz. İsmail´dir. Çırpınışlarınız tevekküle, teslimiyetleriniz bereketin tezahürü olarak en sıkıntılı anda “zemzem” şelalelerine dönüşür. Gün artık Arafat´tan Müzdelife´ye oradan da Mina´ya “Cennet Irmakları” gibi akma günüdür. Kâbe´den uzaklaşıp, onun Sahibine yakın olma günü; bir duruş, bin duruluş ve Hz. İbrahim gibi vuslatta diriliş günü.

Mina; şeytanın taşlandığı, şeytanı taşladıkça gönüllerin paklandığı yerdir sizin için. Kâbe´yi tavaf, Safa ile Merve arasında sa´ydan sonra diriliş gününün nişanesi “bayram”dır artık.

Kurbanımız, İbrahim´in içindeki İsmail´dir

Bayramı bayram yapmak için, İsmail olmak gerek... Bayramı bayram yapmak için İsmail´den ziyade İbrahim olmak gerek; bağlandığınız bütün zincirleri tek tek kırarak ve gördüğünüz rüyaya inanarak. Ve ardından, “İsmail´im, rüyamda seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?..” sorusunu ciğerparene, yoldaşına, biricik evladına sorabilmek...

Ve hiç düşünmeden, “Babacığım, sen emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulursun” (Sâffât, 102) cevabı karşısında vuslatta var olmak için, İsmail´in ensesindeki her darbeye İsmail´den çok teslim olabilmek...

Her darbeyle içimizdeki tutsak güvercini ilahi göklere doğru pervazlandırabilmek...

 Göklerin Meryemî bahçelerinde süzülürken Yüceler Yücesi´nin: “Biz oğluna bedel O´na büyük bir kurban verdik...”(Sâffat, 107) müjdesiyle müjdelenmek. İşte teslimiyet, işte insanı derinden sarsan mükâfât!...

Bayram sabahı kalkıp kurban ettiğimiz İbrahim´in içindeki İsmail´dir! İsmail kim? Heva, hevesten arınıp Rabbine sorgusuz sualsiz teslim olan irade. Kurban; teslimiyet, Yaradana boyun eğiş, kurtuluş ve özgürlüğün şifresidir.

Ve keşfedilenleri tekrar keşfettiğinizde; sonu olan hayatı arkanıza alıp “hesap günü”nü özlersiniz hiçbir şeyi özlemediğiniz kadar. Tevhid nehirlerinin sizi götürdüğü yerden avazınızın çıktığı kadar; “Biz, Allah´tan başka sahibi olmayanlarız” diye feryad edersiniz... Muhakkak ki, Allah mazlumların feryadını duyandır.

Kurbanlarınız kabul, Haccınız mebrûr, bayramınız mübarek olsun.

Anahtar Kelimeler: Ümmet, bayrama, hasret
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
İçimizdeki hainler... (12 Eylül 2019 - Perşembe)
Azmin doruğundaki yürek Gülseren Gümüş (29 Temmuz 2019 - Pazartesi)
Çağımızın Mus´ab´ı Musa Bangura (24 Temmuz 2019 - Çarşamba)
Ensar-Muhacir hakkı bâki (08 Temmuz 2019 - Pazartesi)
Dostlar beni hatırlasın (01 Temmuz 2019 - Pazartesi)
İlk İnsan Hakları Beyannamesi (11 Haziran 2019 - Salı)
Ahhh o eski Ramazanlar!.. (20 Mayıs 2019 - Pazartesi)
Özgürlük Savaşçısı Muhammed Ali (05 Şubat 2019 - Salı)
İnternet nesli depresyonda (22 Ocak 2019 - Salı)
Hoş geldin Ey Sevgili!.. (21 Kasım 2018 - Çarşamba)
Sarayburnu eski günlerini arıyor (19 Kasım 2018 - Pazartesi)
Biz Osman Bey´in rüyasıyız (03 Kasım 2018 - Cumartesi)
Marka İlçe Kangal (02 Ekim 2018 - Salı)
Medeniyetlerin kalbi Sivas´ta atıyor (24 Eylül 2018 - Pazartesi)
Allah sevgisini ispatlama imtihanı (02 Eylül 2017 - Cumartesi)
KÜFÜR TEK MİLLETTİR (12 Nisan 2017 - Çarşamba)
YAZICIOĞLU´NUN KEMİKLERİ SIZLIYOR (26 Mart 2017 - Pazar)
"Kanlı mı olacak, kansız mı?" (02 Mart 2017 - Perşembe)
Erbakan´dan hükümete kerhen destek (28 Şubat 2017 - Salı)
Kapitalizmin soytarısı geliyor... (31 Aralık 2016 - Cumartesi)
Mehmed Akif´e vefasızlık (30 Aralık 2016 - Cuma)
Bir ölür, bin diriliriz (22 Aralık 2016 - Perşembe)
Halep´te kıyamet yaşanıyor (07 Aralık 2016 - Çarşamba)
Münir Özkul´u nasıl bilirsiniz? (28 Eylül 2016 - Çarşamba)
İsmaillerimizi kesmeliyiz! (13 Eylül 2016 - Salı)
Hac Arafat´tır (10 Eylül 2016 - Cumartesi)
Rahmet nehirleri Hicaz´a akıyor (07 Eylül 2016 - Çarşamba)
Ey oruç, tut bizi!.. (06 Haziran 2016 - Pazartesi)
AHİRET YURDUNDA BULUŞTULAR (20 Mayıs 2016 - Cuma)
İstanbul´da şenlik var (10 Nisan 2016 - Pazar)
GÖNÜLLERE DOKUNACAK (01 Nisan 2016 - Cuma)
Çivisi Çıkmış Dünya (20 Mart 2016 - Pazar)
Sevgi gönül cennetinin anahtarıdır (14 Şubat 2016 - Pazar)
Hoş geldin Ey Sevgili!.. (21 Aralık 2015 - Pazartesi)
Şekerci Han kaderine terk edildi (08 Aralık 2015 - Salı)
YENİ TÜRKİYE ABLUKA ALTINDA (28 Ekim 2015 - Çarşamba)
AYLAN BEBEĞİN FOTOĞRAFI MiZANSENDi! (25 Eylül 2015 - Cuma)
Safları düzeltelim lütfen!.. (08 Haziran 2015 - Pazartesi)
HA "KIZIL SULTAN" HA RECEP TAYYİP ERDOĞAN! (15 Nisan 2015 - Çarşamba)
Aynı ocaktan ısınan Kalem Efendileri (02 Nisan 2015 - Perşembe)
Mezarlık manzaralı dünya (24 Mart 2015 - Salı)
Ve nihayet 28 Şubat’ın acıları diniyor (28 Şubat 2015 - Cumartesi)
Şehirlerin ruhu, mimarların ufku (13 Şubat 2015 - Cuma)
Yeni yıl efsaneleri (01 Ocak 2015 - Perşembe)
Dinle ey gönlü gönlüme uyan!.. (25 Aralık 2014 - Perşembe)
“Üst Akıl” gelişmelerden rahatsız (17 Aralık 2014 - Çarşamba)
En çok kimi seviyorsun?.. (08 Ekim 2014 - Çarşamba)
SİVAS`IN ULU CAMİLERİ (27 Eylül 2014 - Cumartesi)
STRESİN ŞİFASI KÜLCÜLER’DE (19 Eylül 2014 - Cuma)
The Marmara’da sansür... (05 Ağustos 2014 - Salı)
Oruç, Kur’an ve ibadet ayı Ramazan (28 Haziran 2014 - Cumartesi)
REYYAN KAPISI ARALANIYOR (28 Haziran 2014 - Cumartesi)
YERİNİ TUTAR ADAM BULUNAMAYAN VEZİRİÂZAM (25 Haziran 2014 - Çarşamba)
CAMİ İLE TÜRBE ARASINDA İÇKİ SERVİSİ (21 Haziran 2014 - Cumartesi)
ZEYREK’İN GİZEMLİ SIRLARI (10 Haziran 2014 - Salı)
İSTANBUL ÖMRE DEĞER (06 Haziran 2014 - Cuma)
FİLİSTİN’İN ÖZGÜRLÜK TAPULARI (30 Mayıs 2014 - Cuma)
“OKU”MAYI UNUTTUK! (27 Mayıs 2014 - Salı)
Nefessiz mâtem... (21 Mayıs 2014 - Çarşamba)
Ölülerine kıymet vermeyenler... (19 Mayıs 2014 - Pazartesi)
Düşlerimizi süsleyen derviş (19 Mayıs 2014 - Pazartesi)
“OKU”MAYI UNUTTUK! (12 Mayıs 2014 - Pazartesi)
Hz. Peygamberi ağlatan olay (12 Mayıs 2014 - Pazartesi)
Türkiye kurtlar sofrasında (10 Nisan 2014 - Perşembe)
Başbakan abluka altında (15 Kasım 2013 - Cuma)
Cambaza Bak Cambaza Devrimi (30 Temmuz 2013 - Salı)
İstanbul’un Nadide İncileri: Adalar (30 Temmuz 2013 - Salı)
Fethin Boğaz’daki mührü (07 Mayıs 2013 - Salı)
Yazıcıoğlu hâlâ üşüyor!.. (29 Mart 2013 - Cuma)
Aşkı Nebi ve Zikir Taneleri (07 Şubat 2013 - Perşembe)
Âkif’in kemikleri sızlıyor!.. (03 Ocak 2013 - Perşembe)
Erbakan’la hasbihal (16 Kasım 2012 - Cuma)
Kutsal Yolculuk Başlıyor (29 Eylül 2012 - Cumartesi)
Minarenin alemi yok(oluyor) (29 Ağustos 2012 - Çarşamba)
Neredesin ey Ömer, çık gel artık! (28 Ağustos 2012 - Salı)
Aşk vefa, vefa ise iman ister (11 Nisan 2012 - Çarşamba)
Sevgi ve aşka dair… (22 Şubat 2012 - Çarşamba)
Hoş geldin, manevi iklimin nûru... (12 Ağustos 2011 - Cuma)
Cemaate hasret cami (19 Temmuz 2011 - Salı)
Her şey aslına rucû edecek... (29 Haziran 2011 - Çarşamba)
Âkif`in hâtırası saygı ve ilgiye muhtaç (29 Haziran 2011 - Çarşamba)
`Cihad edilmeyen yerde İslâm yaşamaz` (29 Haziran 2011 - Çarşamba)
Ölümüyle ders veren adam! (10 Mart 2011 - Perşembe)
Kâinatın dirilişi... (21 Nisan 2010 - Çarşamba)
Kâinatın dirilişi... (08 Nisan 2010 - Perşembe)
İki yazar, iki eser (21 Şubat 2010 - Pazar)
Sevgili... (31 Aralık 2009 - Perşembe)
Sayfa:
Kangallı Şairlerin Dilinden
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
DOLAR
5.6665
EURO
6.2876
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Kötü adın çirkinliği harften, deniz suyunun acılığı kap?tan değildir?

Mevlana
Taze deniz ürünlerini hava geçirmez ve kapaklı bir kap içinde buzdolabında saklayın. En fazla iki gün içinde tüketin. Dondurulmuş deniz ürünlerini alışveriş sonrasında orijinal ambalajında derin dondurucuya koyun.

Deniz Ürünleri Tarifleri İle İlgili Püf Noktaları