Ercan C. TUNCER


TAKINTI

‘Monk’, 2002 – 2009 yılları arasında yayınlanan yabancı dizi. ‘Galip Derviş’, 2013 – 2014 yıllarında yayınlanan, yabancı ‘Monk’ dizisinin yerli uyarlaması.


Takıntılı bir eski dedektifin, dâhice tespitleri nedeniyle emniyet güçlerine olayları aydınlatmada yardımcı olmasını konu edinen bu dizileri, üzerinden geçen onca zaman sonra aklıma getiren, dizi karakteri dedektifin obsesif kompulsif kişilik bozukluğu nedeniyle takıntıları.

Bu tür bir takıntı hali, kişiyi, zihninde, çoğu kez gereksiz ve istenmeyen düşüncelere tekrar tekrar maruz bırakırken, kendisini iyi hissetmesi için yine tekrar eden davranışlara mecbur bırakan bir durum. Aslında bir hastalık; psikolojik bir sağlık sorunu.
Karakterin takıntıları arasında en çok göze çarpansa mikrop takıntısı. Hijyene oldukça önem veren, ellerini sürekli hijyenik ıslak mendille silen, yanında aksıran, öksüren olursa son derece rahatsız olan ve özünde mikrop kapmaktan korkan dedektifin bu durumu, dizide psikolojik bir rahatsızlık olarak ele alınmış.

Orijinalinin başlangıcından günümüze yaklaşık 18 yıl geçmiş. Uyarlaması ise neredeyse 7 yıl önce başlamış.

Ve bugün ruh sağlığı yerinde olduğu iddia edilen son derece sıradan insanlar bile mikrop takıntısı olan bu dizi karakterlerinin uyguladığından daha fazla davranışı normalleştirmiş ve rutine bağlamış durumda. Ruh sağlığı yerinde olanlardan bahsediyoruz elbette; zira günümüzde bilinçli olarak hijyene dikkat etmeyenlerin ruh sağlığından endişe etmek gerektiği de ortada.
Maskesiz dedektiflerin, ellerini alkol bazlı dahi olmayan, bugünün mikroplarına karşı aciz, sözüm ona hijyenik, alkolsüz ıslak mendillerle temizleyerek korunmaya çalıştıkları mikroskobik dünya kendini öyle hızla geliştirdi ki çok yakın geçmişte ancak onda biri hayal edilebilen bugünün normali, o zamanlar ancak takıntı olarak addedilebilmiş.

Gereksizin tekrarı bir ruhsal hastalık belirtisiyken, peki gereklinin ihmali bir ruhsal hastalık belirtisi olabilir mi?

Maskesini takmayan, sosyal mesafe kurallarına riayet etmeyen, temizliğine özen göstermeyen ve tüm bunları farkında olarak, aymazlıkla ihmal eden kimselerin de ruh biliminde bir tanımlaması olacak elbet.

Ancak şu da var ki bu ihmali zaman zaman bilinçsizce sergileyen bizler de, gerek on yılların alışkanlığı gerek gelenek göreneklerin etkisi gerekse algı seviyemizin düşüklüğü nedeniyle istemsizce kendimize ya da çevremize zarara yol açabiliyoruz.

O halde, öyle ya da böyle bilinç düzeyimizin yükselmesini, alışkanlıklarımızın değişmesini ya da ruh sağlığımızın düzelmesini beklemenin, akılcı olmadığını fark etmemiz, bu işe bilimsel yaklaşması gerekenlerin amiyane tabirle aklı yetmesi gerekenlerin bu süreçte alınması gereken işe yarar önlemleri bir an önce aldığından ve uygulanmasını sağladığından emin olmamız gerekmektedir. İnsanları rehavete sürükleyen ya da insanlara, tehlikeye aldırmaz görüntüsü veren biraz da her şeyin doğrusunu bildiğini ve ona göre hareket ettiğini düşündükleri makam mevki sahibi kimselerin de

bizler gibi insanlar olduğunu unutmasıdır. Bu da yönetimin olağanüstü durumlarda tercih hakkını kısıtlamasını gerektirmektedir. Alınması gereken önlemlerin uygulanması için tavsiyeden ziyade örnek davranış ve yasal önlemler gerekmektedir.

Devletine güvenen bir gelenekten istifade etmenin zorunluluğu aşikârdır. Salgın hastalıklara karşı önlemlerin kararlılıkla alınması, bu önlemlere halk tarafından uyulmasını sağlayacaktır. Burada önemli olan, akılcı, sonuç odaklı, sürekli çözüme yönelik hukuki önlemlerin kararlılıkla alınmasıdır.