Sena BAĞ


SON KALE: TEK AĞAÇ

Uzun zamandır Sivas'a yolu düşmeyenler Sivas Meydanı'nı görünce gözlerine inanamıyor.


20 yıl öncesine ait bir fotoğrafa ve şu ana bakınca içinizden ''Ah, ne yapmışlar bu güzelim şehre?'' diye geçiriyorsunuz. Sağlı sollu kocaman ağaçların olduğu uzun caddeler yerlerini geniş(!) kaldırımlara bırakmış. Kıyamet kopsa vaktiniz varsa elinizdeki fidanı dikiniz diyen önderin bırakın fidan dikmeği ağaçları kökünden söküp atan nesliyiz. Ne için peki? Dükkanların moda ikonu(!) vitrinlerini daha iyi görebilmek için mi? Yoksa başımızı akıllı telefonlarımızdan bir saniye bile kaldırmadan daha konforlu yürümek için mi? Maazallah kafamızı telefondan kaldırırız birini görür gülümser selamlaşırız az ileride de önümüze bir çınar çıkar iki adım sağa kaymak gerekir falan, ne kadar da bedbaht bir durum.  Yani demem o ki galiba bunlar için vazgeçmişiz o güzel yemyeşil caddelerden; yaşayan, nefes alan, yuva olan o yüz yıllık ağaçlardan. Yoksa başka bir açıklaması olamaz beton yığını şehrin; soluk, cansız ve devamlı onarılan(!) yollarını kabul edişimizin.

    21. asrın en büyük hastalıklarından biri aslında bu. Canlı olan, tıpkısının aynısı olmayan, tabii olan her şeye düşmanız. Düşmanlığımız kendimize de. Herkes gibi olmak için içimizde bize ait, bizi biz yapan ne varsa köklerinden söküp atıyoruz. Kimi zaman çağdaş düşünce kimi zaman moda, kimi zaman yeni nesil diyerek fıtratımızı inkâr ediyoruz. Saçımız, kaşımız, gözümüz, kıyafetimiz, evimiz, arabamız hatta fikirlerimiz bile aynı olsun istiyoruz. Bizden gibi gözükmeyene, bizle aynı düşünmeyene de düşman kesiliyoruz. Ne çok meraklıyız cansız, soluk ve gri olmaya. Ne çok can atıyoruz fabrikadan çıkmış kaldırım taşları gibi olmaya. Neden söküp atıyoruz içimizdeki kökleri? Herkes gibi olup kabul görmek, sosyal medya vitrininde daha çok bakılan bir profil olmak, sıradanlığın getirdiği konfordan(!) daha çok faydalanmak, daha çok onaylanmak…

Aslında önce çevremizi şimdi de kendimizi, kendi elimizle mahvediyoruz. Sivas Meydanı'nı çoraklaştırdığımız yetmezmiş gibi içimizi de çoraklaştırıyoruz. Sadece Meydan'ın değişikliğini fotoğraflarla kanıtlayabilirken içimizdeki yozlaşmayı fotoğraflayamıyoruz.

Umarım içimizi çölleştirirken en azından tek bir kök bırakıyoruzdur geriye. Hani şu Meydandaki hepimizin Tek Ağacı gibi. Hani hep gölgesinde buluştuğumuz, ayrıldığımız, vuslata erdiğimiz, beklediğimiz, kötü günde altında kenetlendiğimiz, bazen topluca başkaldırdığımız bazen de sadece derdimizi anlattığımız tek ağacımız. Sivas'ın son kalesi tek ağaç gibi dilerim içinizdeki tüm kökleri söküp atsanız da tek bir kök bırakıyorsunuzdur geriye. Herkesin tek ağacı kendine ve kendi içinde ama umarım sizin de tek ağacınız size canlı olduğunuzu, özel olduğunuzu ve şükredecek binlerce sebebiniz olduğunu hatırlatıyordur. İşte o köklere sımsıkı tutunun ve son kalenizden hiç vazgeçmeyin.

Son kalemiz: Tek ağaç. Bilirsiniz o olmazsa biz aslında hiç buluşamayız.