Ercan C. TUNCER


İTİBAR

‘’Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukları! Bugün burada sizlere ülkem ve kentim adına ‘Hoş geldiniz’ diyebildiğim için mutluyum…’’ Paris Belediye Başkanı, 1950’li yıllar.


‘’Kusura bakmayın lütfen, evet, hemen hiç kimseye vize vermiyoruz; ama Türkiye bizim için çok başkadır. Orası Mustafa Kemal’in Türkiyesidir. Atatürk’ün içimizdeki yeri bambaşkadır.’’ Küba’nın New York Başkonsolosu 1950’li yıllar.

Orhan Karaveli’nin 1. Baskısı 2010 yılında Doğan Kitap’tan çıkan ‘GÖRGÜ TANIĞI Bir Gazetecinin Sıradışı Anıları’ isimli kitabında yer alan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya devletleri nezdinde saygınlığını gösteren anıları bunlarla sınırlı değil, kitapta dahası var.

İtibar, Arapça kökenli bir kelime. Saygınlık anlamına geliyor. Yani değerli ve güvenilir olma durumu. Türk Dil Kurumu sözlüğündeki bu tanımlara göre maddi unsurların varlığından ziyade nitelik belirtir bir isim.

Ancak şu var ki yine TDK sözlüğündeki anlamıyla parası ve malı çok olan gösterişli kimseler için kullanılan ‘zengin’ sıfatına sahip olmak, kişiyi aynı zamanda değerli ve güvenilir kılıyorsa burada itibara dolaylı bir bağlantı kurulabilir.

Elbette bu biraz da zenginliğin sebebi paranın kaynağı kadar, itibar için paraya ne kadar ihtiyaç duyduğunuzla da bağlantılıdır.

Bazen maddi unsurlardan bağımsız olarak insanlık tarihine bir katkıda bulunursunuz, icat yaparsınız ya da sanat icra edersiniz ve yüzyıllar sonrasının tarihe bakışını değiştirirsiniz, bilim adamısınızdır, günümüz ihtiyacı aşı icat edersiniz, gördüğünüz itibar fiili varlığınızdan bağımsız olarak nesiller boyu devam eder. Bu gibi durumlarda ne kadar paranız olduğu ne kadar paraya hükmettiğiniz ya da ne kadar para harcadığınız pek önemli değildir. Çok zengin de olabilirsiniz tam tersi de. Tarih, maalesef sefalet içerisinde hayata veda etmiş birçok mümtaz şahsiyet barındırır sayfalarında.

Bazen de itibarınız karşınızdakine bağlıdır. Platon’a göre ‘Başlıca üç çeşit insan vardır: Bilgisever, ünsever, parasever.’ Bu durumda bilgisever bir kimsenin sadece paranız var diye size saygı göstermesi düşük ihtimaldir. Aksi durum da aynı şekilde tezahür edecektir.

Hitap ettiğiniz ya da beklenti içerisine girdiğiniz kesim karakteristiği sizin yatırımınızı belirleyecektir. Bilgiye, üne, paraya ya da Platon’un o dönem aklına gelmemiş olabilen herhangi başka bir olguya.

Yatırımınızı belirler çünkü Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi tüm temel gereksinmeleri elde ettikten sonra ‘Saygınlık’ ihtiyacının ortaya çıkacağını öngörür. Bir sonraki basamak artık her ne kadar para ya da ünden ziyade bilgi ve düşün gücüne bağlı olsa da saygınlık basamağına ulaşmışsanız saygı duyulmak için muhataplarınızın ilgi alanlarına yönelir ve zamanla siz de aynı ilgi alanına saygı duymaya başlarsınız. Bu nedenle muhataplarınızın gelişmişlik düzeyi sizin işinizin zorluk seviyesini belirler.

Ya da muhataplarınızı beklemeden önce kendinize saygı duyar, yolunuzu, kendinize olan güveninizin ve kendinizi değerli kılan erdemlerin ışığıyla aydınlatırsınız. Bu durumda muhataplarınızın ilgi alanlarından bağımsız olarak kendi itibarınızı tesis edersiniz.

Böylece Mark Twain’in ‘Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize sadece gidecekleri yere kadar eşlik ediyor.’ Sözünde belirttiği gibi muhatap değişikliklerinde itibarınıza yeni kaynak arayışına girme riskini de bertaraf etmiş olursunuz.

Yazının başında bahsettiğimiz, ülkemizin ve yurttaşlarının dış dünyadan gördüğü itibar ise bizler için biraz daha farklı bir temele dayanır. Ülke idarecileri geçmişte ya da bugün sadece bu vasıflarıyla dahi tebaanın saygısını hak ederken, eserleri ve vatandaşlarına kazandırdığı haklar sayesinde dünyanın da saygısını kazanır.