Hüseyin AKIN


Gitti muhit, geldi çevre!

Eskiden muhit diye bir şey vardı, şimdilerde her ne kadar aynı anlamı karşılamasa da buna “çevre” deniliyor.



Muhit kendine ait ve kendinden olanı bünyesinde taşıyan demekti. Eskilerin deyişiyle efradını cami ve ağyarını mâni bir kelime. Muhit kendinde olmayanı dışında tutar. Kendinde olanla organik, köklü bir bağı vardır. Muhit korunaklıdır, müşterek ilke ve değerlere sahip insanların endişesiz ve kaygısız dolaşabildikleri bir sahadır. Dış cereyanlara maruz kalma gibi bir meselesi yoktur. Kolektif düşünce ve hassasiyetlerden oluşturulmuş bir çatıdır.

Bir şeyler yerinden oynamazdan evvel herkes kendi muhitinde mutlu mesut bir şekilde yaşamaktaydı. Ne zaman ki bir şeyler yerinden oynadı, gittiğimizde bıraktığımız şeyi geldiğimizde yerinde bulamadık, o andan itibaren muhit dağıldı. Kolektif vicdanın medresesi çöktü. Bunun sosyokültürel, sosyoekonomik birçok sebebi var elbette. En önemlisi 60’lı yıllardan itibaren memleketimizi tesiri altına alan göç dalgası mekân ve zaman algımızı köreltmeye yetti. Köy ve kasabalardan büyük şehirlere göçle birlikte var olma ve tutunma mücadelesi her bir şeyin önüne geçti. Kentlerin kozmopolit karakterine karşı mukavemetsiz kalabalıklar kimlik problemiyle karşı karşıya kaldılar. Muhitin yerini çevre aldı.

Çevre hem ekolojik hem de sosyal bir yaşam alanının adıydı. Evden çıktıktan sonra muhatap olacağımız her yerin ve her şeyin genel adı çevredir artık. Çevre muhit gibi kucaklaşacağımız bir aura olmaktan uzaklaşıp kendisinden sakınılması gereken bir sakıncalı bölgeye dönüşmüştür. Anneler o gün bugündür çocuklarına sokağa çıktıklarında kimle konuşup kimle konuşmayacaklarını, nereye kadar uzaklaşıp kime yaklaşacaklarını sıkı sıkı tembihlemektedirler. Çevre bir yanıyla korunması gereken bir yaşam alanı iken diğer taraftan dikkat edilmesi gereken mayınlı sahadır. Çevrenin çocuklarımız ve gençlerimiz üzerindeki etkisi şimdilerde modern bir eğitim sorunsalı olarak bir başlık altında konuşulup tartışılmaktadır.

Dışarısı hiç bu kadar evlere yabancı olmamıştı. Dar bir sokak ağzında yolunuz kesilebilir, bir tenhada aklınız çelinebilir veya bir kuytuda pusuya düşürülebilirsiniz. Dışarısı tekin olmayan, nereye aktığı meçhul, sahipsiz bir mecradır artık. Sadece çocuklar için değil yetişkinler için de makul bir sürenin üzerinde dışarıda olmak aileler için endişelenme sebebidir. Ne de olsa çevre sınırları belirsiz, içine dâhil olanların aşinalık ifade etmediği ne zaman açılıp ne vakit kapandığı belli olmayan bir geçiş güzergâhıdır. Yerleşkelere ait bir yakınlığı kalmamıştır. Kaldırımda dolaşan kişinin hangi sokağın hangi evine ait olduğunu bilme imkânı yoktur.

Bu belirsizlik sosyal ve kültürel yaşamımızı etkilemeye devam ediyor. Evler ve okullar çevre karşısında etkin bir müfredat geliştirebilmiş değil. Evin ve de okulun senelerce ördüğünü çevre bir anda söküyor. Okulun ve evin yıllarca bina etmeye çalıştığı şahsiyeti çevre kısa bir zaman içinde yıkıyor. Çünkü çevre hem evden hem de okuldan daha müessir. Okul çevrenin sahip olduğu teknik enstrüman ve materyallere hiç ulaşamıyor ya da çok geç ulaşıyor. Evin öğretmenleri olan ebeveyn çok meşgul ve bir o kadar yetersiz, fakat çevrenin eğitimcileri kendilerini çok iyi yetiştirmiş. Üstelik gece gündüz çalışıp mesai nedir bilmiyorlar.

Okul ve aile zafiyet geçirdikçe çevrenin eli kuvvetleniyor. Çevrenin eğlendirici bir tarafı var. Zaten Tanzimat’tan bu yana bütün değişim ve dönüşümler eğlence kılıfı ile genç kuşaklara sunulmuştur. Ekmek yemeye razı edebilmek için arasına soslu köfte koymak gerektiğini iyi biliyorlar. Okulda ya da evde çocuklar ve gençler ekmeği kemirircesine kuru kuru yemek zorunda kalıyor ve arasında bırak köfteyi bir parça çökelek bile bulamıyorlarsa elbette dışarıdan yiyeceklerdir. Okulun yemeğiyle doymayan öğrenci bahçe çitini aşarak en yakın hamburgerciye kaçacaktır.

Eğitim-öğretim işi öyle ders kitaplarına emanet edilecek kadar basit bir iş değildir. Ders kitabının dersten daha fazla önemsenmesi anlaşılır gibi değildir. Yıllardır ülkemizde ders kitabı öğrencinin okula gittiğinin kanıtı, öğretmenlerin ders yaptığının delili gibi sayılmıştır. Önünde ders kitabı olmayan bir öğrenci öğretmeni tarafından ikaz edilmekte, öğrenci bu yüzden mahcubiyet yaşamaktadır. Hâlbuki “ders kitabı” öğrenmeyi sınırlayıcı olmak, öğrenciyi hazıra konmaya sevk etmek gibi durumlara da sebep olabilmektedir. Evde anne-baba çocuklarına ne yazık ki ders kitabı gibi davranmakta, sürekli örf ve âdet kalıplarını tekrar ederek sanki bir kitaptan alıntı yapıyormuş gibi hareket etmektedirler. Elbette bu kitabilik çocukların üzerinde ters tepki yapmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Çevre yanlıştan hareket etse de insan, model, idol üzerinden yola çıkmakta gençlerin temayüllerini iyi tahlil etmekte ve onları hiçbir zaman sınavdan geçirmemektedir. Çevreden sürekli şikâyet edip mazeretler üretmek yerine ailenin de okulun da çevreden olumlu anlamda alacağı çok şeyler vardır. Ta ki çevreyi muhitleştirene kadar!