Prof. Dr. Hulusi Koçak


BİLİM KURUMLARIMIZ GÖREVLERİNİ YAPIYORLAR MI?

BİLİM KURUMLARIMIZ GÖREVLERİNİ YAPIYORLAR MI?


BİLİM KURUMLARIMIZ GÖREVLERİNİ YAPIYORLAR MI?


 


Üniversiteler, bilimsel veriler altında dünya ve ülke meselelerinde durumdan vazife çıkaran, birikimlerini toplumla paylaşan, sorunlara çözümler sunan, sonuca gitmede düşünce eylemini kullanan en gelişmiş ve en önemli bilim kurumlarıdır. Onlar, edindikleri yüksek değerlendirme gücünü, sosyal ve beşeri bilimler aracılığıyla ülkelerine yansıtamıyorlarsa toplumla aralarında bir iletişim sorunu yaşadıklarını ya da yönü ülke gerçeklerine dönük insan yetiştirmede yetersizliklerinin olduğunu düşünmek gerekir. Ülkemiz üniversiteleri için bu her iki durumun da var olduğu kanaati hakimdir. "Mum Dibini Işıtmıyor" deyimini doğrularcasına!


Sadece şehircilik, sadece imarsız, dayanıksız yükselen binalar için değil genetiği değiştirilmiş yurdumuz tarımı için de suskunluklarını koruyorlar. Orta doğuyu besleyen ülke hayvancılığı kaybolurken, bavul ticaretiyle komşu devletlerden gelen enfekte et ticaretine, Angus, limuzin hayvan ithalatına da bakakalıyorlar.


Yeni bir sağlık sistemiyle hastayı müşteri durumuna sokarak, doktoru hekimlik ruhundan arındıran, onu reçete memuru, ameliyat robotu haline getiren, bilim insanlarını ülkesinde misafir öğretim elemanı yapan sistemi sesli olarak yorumlamıyorlar. Savurgan harcamalarıyla halka şirin görünen, millet hastanelerini kar amaçlı hastanelere dönüştüren, özel sağlık merkezlerine para saçan Sağlık Bakanlığı’nın uygulamalarını bilimsel olarak değerlendirmiyorlar . 


500 civarında faal okul, 324 000 öğrenci ve 5787 öğretim elemanıyla az gelişmiş şehirlerimiz için büyük bir potansiyel olan, günümüzün “Köy Enstitüleri” olabilecek Meslek Yüksek Okullarını ana eğitim kurumları olarak görmeyip, “Her İle Üniversite”, “Kendi ilinde üniversiter öğretim” anlayışıyla Muşlu’yu daha Muşlu, Çorumlu’yu daha Çorumlu yapmada maharet gösterecek yeni üniversiteler açılırken bu ülkenin, güzel koy ve köşelerinin eğitim kurumlarına, ülke gençlerinin eğitimine kapalı tutulduğunu fark edemiyorlar. O güzel köşelerde kurulacak eğitim kurumlarında yetişecek geçlere, bu vatanın her köşesinin bu topraklarda yaşayan herkese ait olduğunu hissettirmek için çaba göstermiyorlar.


Dünyada iç denizi olan nadir bir ülke olarak, çok yönlü su ürünleri eğitimi vermeye uygun  Marmara’yı değerlendiremiyor, temiz kalması yönünde mücadele veremiyorlar. Balıkçılıkta Avrupa’yı, Ortadoğu’yu besleyecek Marmara’nın harcanmasına ses çıkarmıyor, görgüsüzlükten olsa gerek; her  kol kalınlığı suya bir su ürünleri enstitüsü açılmasını, eğitim kurumları oluşturmayı da zenginlik sanıyorlar.


Yaşadığı ülkenin gerçeklerinden uzak bir bilim kurumunun üniversite olamayacağını akıldan çıkarmamalıyız. Bir siyasi partinin hakimiyetinde, onun organı gibi çalışan, özgürlüğü olmayan YÖK, TÜBİTAK, TUBA üyeleriyle ülke biliminin itibar kazanamayacağını, ülkesini kollayan bilim adamları yetiştirilemeyeceğini bilmeliyiz. Böyle bir kurumun ülke gençlerine pek de bir şey vermeyeceğini düşünmemiz gerekir. Başımıza birtakım olaylar geldikçe cılız seslerle rektörünün ağzına bakarak mırıldananlardan, tam bir madrabazlık olan üniversite rektörlük seçim sisteminde paye arayanlardan ne beklenebilir ki?


 


Prof. Dr. Hulusi KOÇAK – Pediatrik Nefrolog


drhulusikocak@hotmail.com


0 532 4346231 - ANKARA