Ercan C. TUNCER


AŞI, VATANDAŞLIK, ÜNİVERSİTE VE JARGON

Dünya Covid-19’a karşı yeni nesil aşı geliştiren Türkleri konuşuyor. Sadece konuşmuyor; dünya onların geliştirdiği aşıyı satın almak için birbiriyle yarışıyor ve neticede alıyor.


Dünya derken elbette belli gelişmişlik düzeyindeki ülkeleri kastediyorum. Dünya bunu yaparken soydaşlarımızın bu başarısıyla en çok biz gururlanıyoruz; fakat başkaları faydalanıyor. Soydaşlarımız da geliştirdikleri aşıdan ilk önce Almanya yararlanacak sonra sıra önce sipariş verip, parasını ödeyene gelecek diyor. Hatta fazla stokumuz yok, üretim kapasitemiz kısıtlı diyerek Türkiye de dâhil olmak üzere birçok ülkeye de halk için aşı gönderemeyebiliriz belki demeye getiriyor. Halktan kastımız imtiyazsız sınıflar topluluğu.

Bu da gösteriyor ki bu insanlar vatandaşlık bilincine sahip. Yaşadığı yere katkıda bulunuyor, öncelik veriyor, önce kendi yaşam alanlarını iyileştiriyor ve düzenli, sağlıklı hale getiriyor. Vefa var; kendini ispat etmesine imkân sağlayanları en önce hatırlıyor. Almanya, bugün Covid-19 aşısı olabilmenin yolunun dün vatandaşlık bilinci aşılamak olduğunu biliyor. Fırsat eşitliği ile ülke vatandaşlığını, siyasi düşünce, etnik köken, dini inanç, kişisel tercihler bahane edilerek müdahaleye maruz kalmasına engel olduğu haklarla donatıyor. Sadece Almanya değil Amerika ve Avrupa’nın kalanı da bu yolla Ortadoğu’nun yeteneklilerinden önce kendi insanlarının istifade etmesini sağlıyor. Tarihinin karanlık sayfalarına bugününü boğdurmak istemeyen Avrupa’nın, dersini tam da faşizm yıllarında Avrupa’dan kaçan bilim adamlarına kapılarını açan Atatürk Türkiye’sinden aldığını iddia etsek tamamen haksız sayılmayız.

VATANDAŞLIK, doğuştan ve sonradan olmak üzere iki yolla kazanılır. Bunların ayrıntıları ‘’Türk Vatandaşlığı Kanununun Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik’’ te mevcut. Hatta 250.000 Dolar karşılığı bir taşınmaz alıp 3 yıl satmama garantisi ile yabancıların Türk vatandaşlığına başvurması mümkün. Bu sayede ülkemizden vatandaşlık alanlarda ilk 3 sırayı da İran, Afganistan ve Iraklılar alıyor.

Aynı toprak parçası üzerinde yaşayıp, ortak bir kültürel birikim yapanların her birine vatandaş deniyor. Her vatandaş diline, dinine, mensubu olduğu siyasi partiye ya da oluşumlara bakılmaksızın eşit haklara sahip. Buna kamusal olanaklardan herkesin eşit ölçüde yararlanma hakkı olan fırsat eşitliği ilkesi de dâhil.

Bu haklar kimsenin yaşamını idame ettirmek için dini inancını, siyasi görüşünü, etnik kökenini, dilini, rengini ortaya koymasına ve ilgi alanları ile aidiyetlerinin mahremiyetini bozmasına gerek bırakmadığı için önemli. Bu haklar, imkân sahibi insan faktörünün zaaflarına yenik düşme maluliyetine uğradığı hallerde, tebaayı mahremiyetini takas etmek mecburiyetinde bir zavallı durumuna düşürmesinden sakınması nedeniyle önemli. Bu haklar kamusal alanlarda hizmet edenlerin minnetin mihnetiyle değil, görev ve vatandaşa hizmetin bilinciyle çalışmasını sağlamak için önemli. Bu yönüyle en çok da mülkün yani ülkenin temeli olan adaletin tesisi için önemli.

ÜNİVERSİTE yıllarımda öğretmenlerimin siyasi fikir sahibi olduğunu yadırgadığımı hatırlamıyorum. Açıktan siyaset yaparak, parti adaylığı olanlar da buna dâhil. Nihayetinde siyasetin de bir bilim olarak bilim adamlarını barındıracak alanları mevcut. Ancak şunu düşünüyorum ki siyasetçi akademisyenin bilimsel çalışmalarını, muhalefete yakınlığın verdiği tedirginlik ne kadar olumsuz etkilerse, iktidara yakın olmanın verdiği rahatlık da o derece olumsuz etkiler. Bu da, ne kadar demokratik ortam, o kadar kaliteli siyaset anlamına geliyor. Bir de araştırmayan, sorgulamayan, her söylemi körü körüne kabul eden bir kesim vardır ki deneysel sonuçları kabul etme süreci peşinden gittiği siyasinin söylemlerini doğru kabul etme sürecinden daha engebelidir. Yeter ki siyasetçi akademisyenler bu

kesimin yanıltıcı tavırlarının neticesi olarak ortaya çıkan siyasetin hegemonyasının cazibesine kapılıp, peşinde dirsek çürüttüğü hakikati unutmasın.

BOĞAZİÇİ konusuna gelince, dünyanın en iyi ilk 10 üniversitesinin 3’ü İngiltere’de 7’si Amerika’da. Boğaziçi dünya sıralamasında ilk 500’e dahi girememiş. Sıralama ölçütlerinde ağırlık nedir bilemiyorum; ancak soruların çalındığı dönemler dışında, Boğaziçi ülkemizin en çalışkan öğrencilerinin dünya çapında başarılı olacağını düşündüğümüz bilime dair umutlarımızın tercih ettiği ve kazanarak okuduğu üniversitelerden olmuştur. İstisnaların kaideyi teyit ettiği unutulmamalıdır. Bu nedenle öğrencilerine güvendiğimiz kurumla ilgili kararlar aldığımızda öğrencilerin eleştirilerine kulak vermekten zarar gelmez diye düşünüyorum. Hatta naçizane bir fikir olarak, daha önce seçilmişlerin bir kesim tarafından istenmediğine tanık olduk ve yeniden seçime giderek kendilerini bir kez daha ispat etmelerini istedik. Dün seçilmişlere lütfettiğimizi bugün atanmış rektörden esirgemesek de seçime gitmiyorsak bile en azından Boğaziçi’nin yeni rektörü ile ilgili olarak öğrencilere sonuçları kamuya duyurulacak bir memnuniyet anketi yapsak olmaz mı?

JARGON, Fransızca kökenli bir sözcük olarak aynı alandaki kişilerin kullandığı ortak bir dil anlamına geliyor. Örneğin siyasilerin karşılıklı konuşmaları esnasında takındıkları üslup kullandıkları sözcükler bir yerde siyasi jargonu oluşturuyor. Jargon, bazı sözlüklerde yukarıdaki anlamının yanı sıra argo, bozuk dil anlamına da geliyor. Kim hangi anlamına hizmetle oluşumuna katkıda bulunur bilemem. Leo Aikman’a ait olduğunu bildiğim ve sevdiğim bir söz var: ‘’Bir insan hakkında, başkalarının onun için söylediklerinden çok, onun başkaları için söylediklerinden düşünce edinilebilir.’’