Ercan C. TUNCER


APARATLI EGZOZ

Belirli şartlara bağlı olarak, sigortalılara çalışamadıkları dönem için gelir desteği sağlayan uygulamaya ’Kısa Çalışma Ödeneği’ denir. Bu ödenek ‘İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanır.


Bu fonun gelirleri, işçinin aldığı maaşından kesilen ‘İşçi Payı’, ‘İşveren Payı’ ve bunların toplamının üçte biri kadar da ‘Devlet Katkısı’ndan oluşur. Gelirlerin biraz daha artması da İŞKUR ilgili daire başkanlığı fon yöneticilerinin yatırım kararlarıyla fondaki para kullanılarak elde edilen faiz gelirlerine bağlıdır.

‘Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü (İŞKUR) İşsizlik Sigortası Fonu Mayıs 2021 Bülteni’ verilerine göre 2019 yılında büyük pay ‘Teşvik ve Destek Ödemeleri’ne harcanmışsa da fon gideri gelirinin altında kalmıştır. Ancak 2020 yılında ve 2021 yılının Haziran ayına kadar olan döneminde giderler hatırı sayılır biçimde gelirlerin üzerine çıkmıştır. Buradaki en büyük etkense ‘Kısa Çalışma Ödeneği’dir.

‘Kısa Çalışma Ödeneği’ çalışamayan sigortalı işçi anlamına gelirken faaliyetlerini yerine getiremeyen işveren anlamına da gelmektedir. Bu durum 30 Haziranda sona erecek olan işten çıkarma yasağından sonra işverenin küçülmeye gidebileceğini düşündürüyor.

Aşılama neticesinde pandemi yasaklarındaki esnemelerin getireceği hareketlilik, bugüne kadarki olumsuz birikimlerin altında ezilmez umarız. Ancak örneğin Rusya’nın kapıları açacağını söylemesiyle ortaya çıkan turizm ve dolayısıyla kısmi de olsa havacılık sektörü için oluşan olumlu beklentinin pandemide zarar gören tüm sektörlere yayılması gerekmekte. Önemli bir konu da insan ruhunu besleyen kültür sanat gibi moral ve motivasyon arttırıcı faaliyetlerin yoğunlaşmasının gerekliliği. Akşam yasakları en azından bu bakımdan tekrar gözden geçirilmeli. Hem bu sektörün temsilcileri de özverili bekleyişinin karşılığını almalı. Ekonomik ve ruhsal rahatlama bölgesel bir ferahlamadan ibaret kalmamalı.

Siyasetçilerin vaat verme ve bu vaatleri yerine getir(e)meme özgürlükleri her ülkede olduğu gibi ülkemizde de her zaman olagelmiştir. Bu nedenle iç ve dış politikada daha doğru tahminlerde bulunmak, bürokrat ve diplomatların da söylemlerine bakarak mümkün olabiliyor.

Diplomat, dış politika ile uğraşan ve ülkesini temsil etmekle görevli olan kimsedir. Bu temsilcilerin en üst düzeyine ‘Büyükelçi’ denir.

Washington Büyükelçimiz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden görüşmesinden bir süre önce bir tv kanalında yayımlanan açıklamalarında ABD’nin, Türkiye’nin hassasiyetlerini anlayamadığından yakınıyor. Ancak hassasiyet gösterdiğimiz konuların sürekli gündeme getirilerek gerginliği arttırmasını doğru bulmadığını, bu konuların kapalı kapılar ardında konuşulmasının daha iyi olacağını ekliyor. Vaatlerden ziyade bu yaklaşım düşünüldüğünde, görüşmede, soykırım meselesinin gündeme gelip gelmeyeceği hakkında bir fikir edinilebilirmiş aslında.

Gerginliği arttırmama hassasiyetinin ısrarla iç politikada da gösterilmesinin dışarıda faydası inkâr edilemez. Dünyada barışın en önemli koşulu yurtta barıştır. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözü yerde kalmaz.

Gürültü yaparak insanları rahatsız etmemek için yerleşim yeri dışına çıkana kadar motosikletini mümkün olduğunca sessiz süren insanlar vardı. Şimdi özelikle gürültü yapmak için arabasının, motosikletinin egzozuna aparat taktırıp yerleşim yerlerinde tur atıyor insanlar. Anlaşılan, kelimeleri güçlü olmayınca sesini yükseltip bağırmaya başlıyor insan. Bu gürültücü yaklaşıma da hayatımızın her alanında tanık oluyoruz. Ancak tecrübem odur ki düşünceli davranış, nezaket ve görgünün akılda kalıcılığı, aparatlı egzoz gürültüsünden fazla oluyor. Arabanızı göstermek istiyorsanız yayalara yol verin yeter.

Henry Havelock Ellis’in yaklaşık yüz yıl önce söylediği bir sözü var: ‘’Eğer insanoğlunun yırtıcı elleriyle erişebileceği uzaklıkta olsalardı; bugün Güneş de Ay da Yıldızlar da çoktan gökyüzünden silinip gitmiş olurlardı.’’

Suyu, havayı, toprağı, denizi, vadiyi, boğazı tahrip gücüne ve bu gücü kullanmaktaki azmine ikna olduğumuz insanoğlu henüz Güneş’e ve yıldızlara değil, ama Ay’a ulaştı neredeyse. Ne diyelim; fırsatımız varken mümkün olduğunca mehtaba çıkmak lazım.