Ercan C. TUNCER


YURT VE ÜLKE

‘’Özgürlük yok olunca bir ülke kalır; ama artık bir yurt mevcut değildir.’’ François-René de Chateaubriand


Sözlükte, ülke, ‘bir devletin egemenliğinde bulunan toprakların tümü’ anlamına gelirken, yurt, ‘bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası’ demektir.

Bu nedenle, ülkelerini bırakıp kendilerine yurt arayanların asıl aradığı özgürlükleridir aslında. En geri kalmış toplumların nispeten ileri fertleri bile farkında olarak ya da olmayarak yurttaşlık bağıyla bağlanabilecekleri, demokrasi ve insan hakları bakımından gelişmiş toplumlara dâhil olarak kendilerini özgür hissedecekleri ülkelere göç ederler. Bu nedenle de genelde Batı istikametinde ilerlerler. Ancak burada dikkat edilmesi gereken konuyu sahibini hatırlayamadığım bir söz özetlemiştir: ‘’Özgürlükle saygısızlığı birbirine karıştırmak her zaman kölece bir zihniyetin ürünü olmuştur.’’

Emperyalizmin medeniyete uzak bıraktığı, hatta tersine bir yönetime mecbur kıldığı ve dolayısıyla ister istemez kölece zihniyetin hâkim olduğu toplulukların -ki bu durum kaderini emperyalizmin tayin etmesine imkan tanımış topluluklar olarak da ifade edilebilir- özgürlük anlayışına karşı Batı dünyası gördüğümüz üzere daima temkinli davranmaktadır. İlkelliği, tesis edilirken izlemekle yetinen hatta teşvik eden; ancak bu ilkelliğin olumsuz sonuçlarına katlanmaktan kaçınan kendine medeniyet, kendi halkına layık gördüğü uygar ve demokrat dünyayı, yöneticileri eliyle, ekonomik, kültürel ve tabii ki eğitim öğretim alanlarında zayıflattığı ülkelerin halkına layık görmemektedir. Hatta kendince nispeten daha az ilkel gördüklerini daha fazla ilkel topluluklar için rehabilitasyon merkezi haline getirerek, ihtiyacı olabilecek nitelikli insan gücünü ayrıştırabileceği kamplara dönüştürmek maksadında olduklarını gösteren yaklaşımlar içerisinde bulunmaktadırlar.

‘’Kölelik insanı alçaltır, alçaltır, o kadar ki ona köleliği sevdirir.’’ Marquis de Vauvenargues

Köleliğe alıştırılan kitlelerin birey olma sürecinde direnç göstereceğinin son derece farkında olan Batı’nın bu tavrı yeni olmamakla birlikte, sağduyulu liderler ve toplumlar tarafından yurttaşlık bağıyla bağlı oldukları ülkelerini, Batı’nın medeniyetinden ve teknolojisinden istifade ederken aynı zamanda politik çıkarlarına karşı sürekli olarak muhafaza ve müdafaa bilincine sahip oldukları sürece işe de yaramamaktadır. Sağduyunun işlerliği ise Demokratik, Laik bir Hukuk Cumhuriyetinin varlığıyla mümkündür.

‘’Eldeki para, özgürlüğün aracıdır; ama peşinde koşulan para köleliğin aracıdır.’’ J. J. Rousseau

Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına o dönem halkın yani atalarımızın verdiği destek ile bugünün sömürge ülkelerine gıpta edecekleri bir örnek teşkil etse de başardıkları zorun derecesi çok yüksek olduğundan, maalesef benzeri işgallere maruz kalmış diğer ülkeler gerek insan hakları gerek demokrasi gerek adaletin temeli olan güçler ayrılığı ilkesi ve gerek ülke birlik bütünlük ve bağımsızlığımızın temel taşlarından en önemlisi olan Laiklik ilkesinin tesisinde başarılı olmakta zorlanmaktadırlar. Bizim şansımız bu zoru başaran atalarımıza sahip olmaktır. Ruhları şad olsun.

Demokratik, Laik ve Hukukun üstün kılındığı bir Türkiye Cumhuriyetinin kıymetini anlamak için etrafımıza bakmamız yeterlidir. Peşinde koşmamız gereken de bu sürecin devamlılığı olmalıdır. Aksini iddia edenlerin Batı’nın parası peşinde koşmanın kolaylığını, tarım, hayvancılık gibi öz kaynaklarını verimli hale getirmenin idealizmine tercih etmiş olmadığını umalım.

“Fakirliğin tahrip edemeyeceği erdem yoktur.’’ John Flerio
Bağımsızlığımıza bizden daha fazla sahip çıkacak hiçbir millet yoktur. Ancak ekonomik özgürlüğümüz bu hususta olmazsa olmazdır. Öz kaynaklarımız gerektiği gibi değerlendirildiği ve israfa fırsat verilmediği takdirde dünyanın en zengin ülkelerinden olmamız işten bile değildir. Bu nedenle maddi beklentilerin atalarımızın miras bıraktığı aydınlık zihniyeti tersine çevirecek bir oluşuma yol açmasına fırsat verilmesine neden olacağını düşünmek yersiz olacaktır.