Ercan C. TUNCER


UZUN YOLUN KISASI

Sigmund Freud diyor ki, ‘’İnsanların çoğu özgürlüğü gerçekten istemezler; çünkü özgürlük sorumluluk gerektirir ve insanların çoğu da bundan korkar.’’


Hayatta başarı her zaman mümkün değil, başarısızlıkları da birer tecrübe olarak addedip kabullenmek kolay değil. İnsan başarıyı kabullenir ve sahiplenir hatta başkalarının başarılarına ortak olmaya meraklıdır bazen de bonkörlük eder; paylaşır da çok azı başarısızlığın sorumluluğunu başkalarına yüklemeye çalışmaz.

Savunma mekanizması uygulayan başarısız insan her zaman vicdanını rahatlatacak bir çıkış yolu bulacaktır. Özgür hissetmeyen ve özgürlüğe doğru yol almayan kişinin en masumu bir parça sorumluluk alabilendir. Geri kalanı ise açıktan ya da içinden, eylemlerinin ya da eylemsizliklerinin olumsuz sonuçlarına günah keçisi ilan edebileceği bir güce itaat eder. Ya da bir olguyu, sorumluluğunu yükleyebileceği kadar güçlü olduğuna inandırır. Bu nedenle, inanmak, ikna olmak için bilimsel verilere dayalı ispatlar arayanlar başkalarının başarısızlığının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmazlar.

Teknoloji geliştikçe maddi kültür zenginleşir; ancak; buna paralel gitmeyen manevi kültür suiistimal edilmeye daha da müsait bir hal alır. Son zamanlarda ortaya çıkan sanal dolandırıcılık olaylarına bakarsak teknolojiyi kişisel maddi çıkarlarına alet eden bir kişinin teknolojiyi kişisel maddi çıkarlarına alet etmeye çalışan binlerce kişinin parasını alıkoymasına şahit oluyoruz. Aslında burada karşılıklı bir anlaşma var ki bu da kısa yoldan zengin olma anlaşması. Bir kişi binlerce kişiye ‘’Ben de siz de kısa yoldan zengin olabiliriz.’’ diyor. Burada sorun bir tarafın konuya hâkim olması ki bu taraf maalesef illegal, diğer tarafınsa konuya hâkim olmaması. Bilmemek illegali besliyor böylece. Sorgulamamak, araştırmamak ve öğrenmemek de bilgisizliği tabii.

Kısa yoldan zengin olmak mümkün mü? derseniz; yasadışı olanlar için olduğunu görüyoruz ancak. Onlar da bir gün kanunlar karşısında bedelini ödeyeceklerini biliyorlardır elbet. Kanunlara saygılı olanların da ama ihtiyacı kadar ama ihtiyacından fazla, kazanmak için bilimsel veriler ışığında para, emek ve akıl sermayeleri ile çalışmak gerektiği gerçeğini kabullenmeleri gerekmekte. Aksi halde tosuncuklar, baloncuklar gibi uçuşacaktır etrafımızda.

Çalışmak için de çalışacak iş gerekmekte derseniz, o ayrı bir konu; ama şu var ki bu sistemi besleyenler zaten hali hazırda elinde az ya da çok bulunan paralarını sisteme dâhil edenler.

Egemenlik, yetki demektir. Devletin tüm yetkileri egemen olanın elindedir. Bu nedenle egemenliği millete teslim edenler güçler ayrılığı ilkesinin önemine dikkat çekmiştir.

23 Nisan 1920 TBMM’nin açılışı tüm dünya çocuklarına Mustafa Kemal Atatürk tarafından bir

bayram olarak armağan edilmiştir. Cumhuriyetin kurucularının, nice fedakârlıklarla elde ettikleri milli egemenliğin, asıl sahibi olan çocukların emaneti olduğu gerçeğini unutmadan nesilden nesle aktarılması bir bayram olarak kutlanmaktadır. Bugünün asıl egemenleri, kendileri de yarının emanetçileri olacak olan, dili, dini, rengi sorgulanmaksızın tüm dünya çocuklarıdır. Bizlere böylesine asil bir düşünceyi bayram havasında kutlama fırsatı tanıyan ecdadımıza minnetle.